ÇEVİRİLER

Çeviren: BİÇDA (Bilişim Çalışanları Dayanışma Ağı) 
 Orjinal haber: 

http://www.businessinsider.com/phone-test-bacteria-germs-diseases-bathroom-columbia-results-dirty2016-11

Birleşmiş Milletler, bu yılbaşında alınan milyonlarca cep telefonu, bilgisayar, tablet, oyuncak ve kamera gibi elektronik aygıtların kaderinde gelişmekte olan ülkelere illegal bir şekilde atılarak tehlikeli bir “e-atık” seli oluşturmak olduğu konusunda uyarıyor.

Önümüzdeki 4 yılda elektronik atık tutarının küresel çapta %33 artması bekleniyor ve bu büyüklük, BM tarafından e-atık sorununu ele almak için kurulan Step Initiative’a göre sekiz büyük Mısır piramidinin ağırlığına eşit. Geçen sene küresel çapta 50 milyon ton e-atık oluşturuldu ki bu kişi başına 7 kg demek. Bunlar yüzlerce malzemeden oluşan ve cıva, kurşun, kadmiyum ve alevlenme geciktiriciler gibi zehirli maddeler barındıran elektronik aletler. Örneğin eski usul bir tüplü monitör 3 kilograma kadar kurşun bulundurabilir.

Bu zehirli maddeler çöplüğe koyulduğu an çevreye sızıyor ve yeri, suyu ve havayı kirletiyor. Dahası, bu materyaller genelde ilkel koşullarda sökülüyorlar. Bu yerlerde çalışan insanlar sıklıkla hastalığa yakalanıyorlar.

Gelişmekte olan  ülkelere gönderilen e-atık seviyesinin belirtisi  geçen  hafta Interpol  tarafından  açığa  çıkarıldı.  Interpol’ün dediğine göre, AB’den ayrılan ve kendi ajanları tarafından kontrol edilen nerdeyse her üç konteynırdan biri yasadışı e-atık bulunduruyor. 40 adet şirkete karşı cezai soruşturma başlatıldı. Step’in yönetici sekreteri Ruediger Kuehr, “Noel’de dünya çapında büyük bir satış ve atık dalgasının görülecek. Bir sürü teknik yenilik olması bu patlamayı beraberinde getiriyor. Televizyonlar, telefonlar ve bilgisayarlar çok kısa sürede değiştirilmeye başladılar. Ürünlerin yaşam süresi de kısalıyor.” diyor.

Step’in hazırladığı rapora göre e-atık -ki eski buzdolaplarından oyuncaklara. hatta elektrikli diş fırçalarına uzanan geniş bir yelpaze- artık dünyanın en hızlı büyüyen çöp türü. Çin geçen sene 11,1 milyon ton e-atık üretti, bunu 10 mil-yon ton ile ABD izledi; bununla birlikte kişi başına üretilen e-atık oranları arasında büyük fark var. Örneğin ortalama bir Amerikan vatandaşı 29,5 kg üretirken bir Çin vatandaşı bunun 5 kg azını üretiyor.

Kuehr, 2017 yılında ömrünü tamamlamış televizyon, telefon, elektronik oyuncak, bilgisayar ve ekranların 25.000 km uzunluğunda bir TIR kuyruğunu doldurabileceğini söylüyor. Avrupa’da, en çok atık Almanya tarafında üretiliyor. Ancak Norveç ve Lihtenştayn kişi başına en çok çöpü üretiyorlar. İngiltere şu anda dünyanın en çok üretim yapan yedinci ülkesi, 1,37 milyon ton veya kişi başına 21 kg üretiyor. Bunun ne kadarının ihraç edildiğiyle ilgili hükümette veya sanayide bir rakam bulunmuyor.

Interpol, ıskartaya çıkarılmış ürünlerin yoksul ülkelere gönderilmesinin, eğer yeniden kullanılacaklarsa veya yenileneceklerse yasadışı olmamasına rağmen bunların çoğunun Afrika veya Asya’ya sahte beyanlarla gönderildiklerini söylüyor. Bir sözcünün dediğine göre “Bunların çoğu kullanılabilir olmamasına rağmen ‘kullanılmış ürün’ olarak sınıflandırılıyor. Yasal geri dönüşümün masraflarından kaçınmak için genelde karaborsaya yönlendiriliyor ve kullanılmış ürün olarak kılık değiştiriyor. İhraç edilen e-atığın önemli bir kısmı, Batı Afrika dâhil olmak üzere Avrupa dışındaki ülkelere gönderiliyor. Bu ülkelerdeki arıtma genelde resmi olmayan yerler tarafından yapılıyor ve bu önemli çevre kirliliği ve yerel nüfus için sağlık riski oluşturuyor.”.

Interpol, ıskartaya çıkarılmış ürünlerin yoksul ülkelere gönderilmesinin, eğer yeniden kullanılacaklarsa veya yenileneceklerse yasadışı olmamasına rağmen bunların çoğunun Afrika veya Asya’ya sahte beyanlarla gönderil-diklerini söylüyor. Bir sözcünün dediğine göre “Bunların çoğu kullanılabilir olmamasına rağmen ‘kullanılmış ürün’ olarak sınıflandırılıyor. Yasal geri dönüşümün mas-raflarından kaçınmak için genelde karaborsaya yönlendiriliyor ve kullanılmış ürün olarak kılık değiştiriyor. İhraç edilen e-atığın önemli bir kısmı, Batı Afrika dâhil olmak üzere Avrupa dışındaki ülkelere gönderiliyor. Bu ülkelerdeki arıtma genelde resmi olmayan yerler tarafından yapılıyor ve bu önemli çevre kirliliği ve yerel nüfus için sağlık riski oluşturuyor.”.

European Environment Agency’e göre, çok az ülke bu problemin ölçeğinin farkında, çünkü e-atık ile ilgili bir kayıt tutulmuyor. Bu kuruma göre AB’den Batı Afrika ve Asya başta olmak üzere diğer yerlere her yıl 250 bin ila 1.3 milyon ton kullanılmış elektronik ürün gönderiliyor. Bir sözcü, bu ürünlerin daha sonra tehlikeli ve verimsiz koşullarda işlenebileceğini ve bunun yerel nüfusun sağlığına zarar verip çevreyi kirletebileceğini söylüyor.

Massachusetts Institute of Technology tarafından yapılan yeni bir araştırmaya göre ABD 2010 yılında 258.2 mil-yon ton bilgisayar, monitör, televizyon ve telefon ıskartaya çıkardı ve bunların sadece %66’sı geri dönüştürüldü. Neredeyse 120 milyon telefon toplandı, bunların çoğu Hong Kong, Latin Amerika ve Karayipler’e gönderildi. Bir telefonun raf ömrü şu anda 2 seneden az ancak BM, ABD ve Japonya hükümetleri yüz milyonlarcasının her sene atıldığını veya çekmecelerde unutulduğunu söylüyor. ABD’ de 2011 yılında 120 milyon telefon alınmasına rağmen sadece 12 milyon tanesi geri dönüşüm için toplandı. Bu sırada, yeni telefon modelleri marketlerde yarışıyor ve eskileri çöp alanlarını boylamaya terk etmişler gibi görünüyor. Çoğu telefon değerli metaller içerir. Bir devre kartı bakır, altın, çinko, berilyum ve tantal içerebilir; kaplamalar genelde kurşun içerir ve telefon üreticileri artık giderek daha fazla lityum pil kullanmaya başladı. Ama telefonların %10’undan daha azı sökülüyor ve yeniden kullanılıyor. Sorunun bir diğer parçası da bilgisayarların, telefonların ve diğer cihazların giderek daha karmaşık ve küçük parçalardan oluşuyor olması.

Geri dönüşümdeki başarısızlık aynı zamanda gelecek nesillerin elektronik ekipman yapmaları için gerekli olan, dünyada nadir bulunan malzemelerde kıtlığa yol açıyor.

Makaleyi pdf formatında okumak veya indirmek için tıklayınız.

http://www.theguardian.com/global-development/2013/dec/14/toxic-ewaste-illegal-dumping-developing-countries adresinden çevrilmiştir.


Guan Dongwei, Çin’in en büyük endüstri bölgelerinden biri olan Guangdong’da döküm sanayinde 18 yıldır çalışan kıdemli bir işçi. Bu 18 yıllık çalışma hayatı boyunca kendisini hiç emek aktivisti olarak görmediğini, geliri ve ailesinin refahı dışındaki konulara çok ilgi göstermediğini söylüyor. Ancak çalıştığı şirket olan Liansheng Moulding, ücret ve tazminatlarda kesintiye gitmeye başladığında, Guan ve onun gibi bir avuç kıdemli işçi ilgi odağı haline geliyor. Guan “Şimdi grevdeki her bir işçi benim ailem” diyor. “Artık kimse patrona tek başına karşı koymak zorunda değil. Ben onları temsil ediyorum ve koruyorum” diye belirtiyor.

39 yaşındaki, sert ellere ve yaralı bir yüze sahip bu usta, iş arkadaşlarının dayanışması, hakları için mücadele etmelerindeki kararlılıkları ve yerel bir işçi hakları örgütü olan Panyu İşçileri Hizmet Merkezi (Panyu Workers’ Service Centre, PWCS)’nden aldıkları stratejik yardım ve destekle bir aktiviste dönüşmüş.

Guan, PWCS’den aldığı toplu pazarlık eğitiminin, Liansheng’de grev yapan 100’e yakın işçiye karşı duyduğu sorumluluk duygusunu arttırdığını söylüyor. “Kesilen maaşlarımıza ve patronumuzun yaptığı ayrımcılığa karşı öfkeliydik, ancak neyi nasıl yapmamız gerektiğini bilmiyorduk. PWCS olmasaydı, sanırım iş anlaşmazlığı tahkim sistemine giden bir tuzağa düşecektik.” diyor.

Çin’de uygulanan tahkim sistemi, işçilere yasal yollarla tazminatlarını alıp işten ayrılabilmeleri amacıyla tasarlanmış, ancak çoğu zaman, içinde bulundurduğu aşırı bürokrasi yüzünden sorumluluklarından kaçınmaya çalışan şirketler için güvenli bir liman haline gelmiş.

PWCS, tahkim sistemini kullanmak yerine Guan ve diğer temsilcilerin, fabrika içindeki gösteriler yoluyla şirkete yapabildikleri kadar baskı yapmalarını ve fabrika dışında da yerel hükümete dilekçe vermelerini önermiş. İşçiler bu baskıları polisin devreye girip işçileri tutuklaması riskinden kaçınmak için, son derece dikkatli bir şekilde, işçilerin güvenliğini koruyarak, zorlamadan uygulamaya çalışmışlar. Bu taktikler etkili olmuş ve şirket, 20 yıllık tarihi boyunca benzeri görülmemiş bir toplu sözleşmeye imza atarak işçilere kıdem tazminatı garantisi vermiş.

Yaklaşık dört aylık yakın işbirliğinden sonra, Guan ve meslektaşları, PWCS’de program görevlisi olan Chen Huihai gibi çok sayıda personelle yakın dost olmuşlar. Chen şöyle diyor: “Artık kardeş gibiyiz. Ama bu karşılıklı güven bir günde oluşmadı. Dört ay boyunca, sık sık günde 10 saati birlikte taktikleri tartışarak ve deneyimlerimizi paylaşarak geçirdik. Bir keresinde, birkaç işçi karakola götürülmüştü ve temsilciler ve ben sabahın dördüne kadar, telefonda bu işçileri oradan nasıl çıkarabileceğimizi konuşmuştuk. Neyse ki hepsi o gece evlerine dönebildi.”

Liansheng direnişi tek ve yalıtılmış işçilerin idareye karşı sadece küçük bir şansları bulunduğunu,  işçilerin liderlere, temsilcilere ve birleşmiş bir sese ihtiyaçları olduğunu gösteriyor.

Bu direnişte ayrıca İşçilerin ve temsilcilerin, idare ve işçiler arasındaki karşı karşıya gelmelerle ilgilenme konusunda personele ve deneyimli ellere sahip işçi hakları gruplarıyla çalışmalarının ve onlardan profesyonel yardım almalarının önemini görüyoruz. Ek olarak Liansheng direnişi Guan gibi, işverenler tarafından her zaman talep edilecek yetenekli ve deneyimli işçilerin, meslektaşları için ayağa kalkıp savaşmak konusunda, işlerini kaybetme korkusu yaşayabilecek deneyimsiz ve genç işçilere göre daha iyi bir konuma sahip olduklarını gösteriyor.

Guan ve meslektaşlarının başarısı, toplu direniş konusunda ve yörelerindeki işçi hakları gruplarıyla çalışarak gelecekte daha fazla emek aktivisti yetiştirme konusunda diğer işçilere ilham kaynağı olabilir.

Makaleyi pdf formatında okumak veya indirmek için tıklayınız.

http://www.clb.org.hk/en/blogs/jiayi/making-labour-activist adresinden çevrilmiştir.


Jose Mujica RIO +20 Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı Konuşması, İnsan Mutluluğu ve Çevre, 20 Haziran 2012

Burada bulunan, her bölgeden ve örgütten tüm yetkililere çok teşekkürler… Brezilya halkına ve Başkan Bayan Dilma Rousseff’e teşekkür etmek istiyorum. İyi niyetlerini şüphesiz şekilde ifade eden benden önceki tüm konuşmacılara teşekkürler…

Biz yöneticiler olarak, zavallı insanlığımızın katılmak şansına sahip olduğu tüm sözleşmelere en içten isteklerimizi ifade ederek taraf oluyoruz.

Buna karşın bu olanağı, bazı soruları yüksek sesle sormamız için kullanmamıza izin verin. Bütün öğleden sonra boyunca, sürdürülebilir kalkınmadan, kitleleri yoksulluğun pençesinden kurtarmaktan bahsettik.

Uruguay Eski Devlet Başkanı Jose Mujica (Hose Muhika)

Zihnimizde olan nedir? Zengin toplumların oluşmasıyla şekillenen kalkınma ve tüketim modeli mi? Size şu soruyu soruyorum: Eğer Hindistan halkı Almanya’da bir aile başına düşen araba sayısı kadar, aynı oranda, aynı sayıda arabaya sahip olsaydı, bu gezegene ne olurdu? Bize solumak için ne kadar oksijen kalırdı? Daha açıkça soracak olursak: Bugün Dünya, yedi ya da sekiz milyar insana en zengin Batı toplumlarının tüketim ve israfını sunacak ham maddeye sahip midir? Bu hiç mümkün olacak mıdır veya bir gün farklı bir çeşit tartışmaya başlamak zorunda kalacak mıyız? Çünkü içinde yaşadığımız bu uygarlığı biz yarattık; Fevkalade ve zıvanadan çıkmış maddi ilerleyişin babası olan, pazar ve rekabet silsilesini. Pazar ekonomisi, pazar toplumunu yarattı ve bize tüm Gezegen’den haberdar olmak demek olan bu küreselleşmeyi verdi.

Küreselleşmeye hükmediyor muyuz ya da o mu bize hükmediyor? Acımasız rekabete dayalı bir ekonomide “dayanışma”dan ve “hep birlikte olmak”tan söz edebilir miyiz? Kardeşliğimiz nereye kadar gider?

Bu Etkinlik’in önemini yok etmek için söylemiyorum. Aksine, önümüzdeki çözülmesi gereken sorun devasa boyuttadır ve büyük kriz ekolojik olmanın çok ötesinde politik bir krizdir.

Bugün insan serbest bıraktığı gücü yönetmiyor, bundan çok, bu güçler insanı ve yaşamı yönetiyor. Bu gezegene sadece bu şekilde, gelişigüzel gelişmek için gelmiyoruz. Bu gezegene mutlu olmaya geliyoruz. Çünkü yaşam kısa ve elimizden kayıp gidiyor. Hiçbir mala sahip olmak yaşam kadar önemli değildir ve yaşam esas alınmalıdır. Fakat yaşam parmaklarımın arasından kayıp giderken, daha fazla tüketebilmek için çalışırız ve daha fazla çalışırız, tüketim toplumu lokomotiftir çünkü nihayetinde, tüketim felç olursa, ekonomi durur ve eğer ekonomi durursa “ekonomik durağanlık” hayaleti her birimiz için belirir. Fakat Gezegen’e zarar veren de işte bu aşırı tüketimdir. Bu aşırı tüketimin oluşturulması gerekir. Çok satabilmek için kullanım ömrü kısa ürünler yapılır. Nitekim bir ampul 1000 saatten çok dayanmaz fakat 100.000 saat dayanan ampuller vardır. Bunlar üretilemez, çünkü sorun pazardır, çünkü çalışmak ve “kullan-at uygarlığımız”ı sürdürmek zorundayız ve böylece bir kısırdöngü içinde sıkışıp kalırız. Bunlar bize değişik bir kültür için mücadeleye başlama zamanının geldiğini gösteren politik sistemin sorunlarıdır.

Mağara adamının günlerine dönmekten, “çağdışılığın anıtı”nı dikmekten bahsetmiyorum fakat böyle devam edemeyiz. Sonsuza dek pazar tarafından yönetilmek yerine pazarı yönetmeliyiz.

Mütevazı düşünce şeklimle, “Karşılaştığımız problem politik” dememin nedeni budur. Eski düşünürlerden Epikür, Genç Seneca ve hatta Aymaralar (ÇN: Aymara halkı), fakir bir insanı az malı olan değil, sınırsızca fazlasına, fazlasına ve fazlasına gerek duyan insan olduğu şeklinde tanımladılar. Bu kültürel bir olgudur.

Gösterilen çabaları ve yapılan anlaşmaları selamlıyorum ve bir yönetici olarak bunlara katılıyorum. Söylediğim bazı şeylerin kolay hazmedilir olmadığını biliyorum. Fakat su krizi ve çevre saldırısının, “sebep” olmadığını kavrayalım. Sebep yarattığımız uygarlık modelidir ve yeniden sorgulamamız gereken, yaşam biçimimizdir.

Yaşam için gereken doğal kaynakların bolca bahşedildiği bir ülkedenim. Üç milyondan biraz fazla insanımız var. Fakat bazıları dünyanın en iyisi 13 milyon ineğimiz, 8–10 milyon mükemmel koyunumuz var. Ülkem yiyecek, süt ürünleri ve et ihracatçısıdır. Alçak düzlüklere sahip toprağının yüzde 90’ı verimli tarım arazisidir.

Yoldaşım işçiler, 8 saatlik işgünü için zor bir mücadele verdiler ve şimdi 6 saat çalışıyorlar. Fakat 6 saat çalışan, iki iş yapıyor, böylece öncesinden daha çok çalışıyor. Fakat neden? Çünkü motosiklet, araba masrafları, başka başka ödemeler yapmaları gerekiyor ve çalışma yaşamı bittiğinde benim gibi romatizmalı yaşlı bir adam olduğunu ve yaşamının neredeyse bittiğini kavrıyor.

Ve biri şu soruyu soruyor: Bu insan yaşamının kaderi mi? Söylediğim bu şeyler çok temel: Kalkınma mutluluğa karşı yürüyemez; kalkınma insan mutluluğunun, dünyadaki aşkın, insan ilişkilerinin, çocuk büyütmenin, arkadaşlara sahip olmanın, temel ihtiyaçlarımızı karşılamanın yararına çalışmalıdır. Kesinlikle çünkü, sahip olduğumuz en değerli hazine mutluluktur. Çevre için mücadele verdiğimizde, çevrenin en gerekli öğesinin “insan mutluluğu” olduğunu unutmamalıyız.

Çeviren: BİÇDA (Bilişim Çalışanları Dayanışma Ağı) 
 
Kullanılan İngilizce Çeviri: http://thewanderlife.com/human-happiness-and-the-environment-address-by-uruguayan-president-jose-mujica-at-rio-20-summit